23 Ağustos 2010 Pazartesi

Binlerce Deniz Yıldızı...

Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için,” yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, “İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, “Bak, onun için çok şey değişti,” karşılığını verir'




Hayatımızın sahillerinde yürürken kim bilir kaç kez bir deniz yıldızının üzerine basıp geçtik. Kim bilir kaçının bize uzanan elini görmedik ya da bize bir umutla bakan gözlerinden gözlerimizi kaçırıp, korkudan, yalnızlıktan, çaresizlikten korkan titrek sesini duymazdan geldik...
Artık yolda yürürken ya da kalabalıklar içinde sohbet ederken, çok daha dikkatli davranıyorum. Sesini duyurmaya çalışan o kadar çok deniz yıldızı var ki çevrenizde şaşarsınız. Tüketim toplumunun bireyleriz hepimiz. Her ne kadar düzene karşı gelmeye çalışsak da, üzerimizdeki eğreti kıyafetleri kaç kez sırtımızdan çıkarıp yaksak da bir türlü düzenin parçası olmaktan kurtulamıyoruz. Sistem bizi yakalayacak zayıf noktalarımızı görebilme konusunda müthiş bir deha.

Kendimizden uzaklaşıyoruz sıklıkla. İçimizdekini görmekten, duymaktan bihaberiz. Kendini bulma yollarında yitip gidiyor pek çoğumuz. Farkındalığı artmış, kendini gerçekten bulmuş olanların da pek çoğunun gözleri kör, kulakları sağır. Elinizi uzatın azıcık. Beyninizi kullanın. Hissedin. Yaşamaktan korkmayın.

Adımlarınızı atarken bir parça daha dikkatli olun ne olur. Kurtarmaya çalıştığınız deniz yıldızının üzerine acımadan basıp geçmeyin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder