31 Ağustos 2010 Salı

İçine İçine...

Yavaş yavaş bedenine yayılan acı ve haykırma hissi ile dolar taşar benliğin, boğazına bir yumru oturur.  Yutkunamazsın, zorlarsın ve biraz sonra geçeceğine inanmaya çalışırsın ki bu neredeyse imkansızdır. Gözlerinin etrafı kasılmaya başlar belki seğirir. Göz bebeklerin pırıl pırıl olur, ardından benliğine tarifsiz duygular hücum eder. Ne olduğunu anlayamazken gözlerin kızarmaya başlar biriken tuzlu sıvı yüzünden. Alt kirpiğinin hemen üzerine bir ıslaklık ve serinlik çöker. Yapılacak hiç bir şey kalmamıştır, ister istemez gözlerini hafifçe kısarsın; farkedilmez ve karşı konulamaz bile... acı gözünün kenarından başlayıp yanaklarından akar; usul usul.

Pazarlama, geliştirme ve imalat süreci sonrasında bir ürünün değerlerinin halka anlatılması mıdır? Yoksa; pazarlama, ürünün icat edilmesi eylemi midir?

Çoğunluğun fikri her iki tanımlamanın da birbirinden bağımsız olamayacağı yönünde olmasına rağmen, sıklıkla çatışmıyor da değil.  Zaman değiştikçe, teknoloji geliştikçe , insanların doyum çıtaları genişlediği yada yükseldiği sürece,  hiç bir şeyin olmadığı gibi bu sektöründe gelişimi yada devamlılığı duraksamaz. Göz ardı edemeyeceğim bir şey daha var ki  o da ;  zihnin tüm bu gelişim ve değişim süreci içerisinde tembelleşip,  gelişim peşinde koşarken düşünmeyi ve yaratıcılığı unutuyor oluşu...

Pazarlama; geliştirilecek ürünün pazar araştırmasını yapar, AR-GE ve imalatın tasarımından sonra gerekli tanıtım ve satış stratejilerini belirleyerek ürünün nihai kullanıcı ile buluşmasını sağlar. Bir başka tanımlamayla pazarlama; ürününün reklam ve tanıtım platformu da denilebilir.

Godin 'in “P” leri bir parça daha anlaşılır hale getirebilir bu soruların yanıtını...

Production : Ürün
Pricing : Fiyat
Promotion : Promasyon
Positioning : Konumlandırma
Publicity : Bilinirlik
Packagign : Ambalaj
Pass-along : Kulaktan kulağa yayılma
Permission : İzin

Pazarlamanın 7 temelle açıklanmış listesi bn dur. Bu temel maddelere hakim olmak demek, taze taze piyasaya sürdüğünüz ürününüzü, insanların alması için nasıl ikna edeceğinize de hakim olmanız demektir. Bu maddelerden herhangi ikisinin birbiriyle çatışması, pazarlama mesajınızın anlam ve etkisini kaybetmesine neden olur.

Pazarlama üretimin kalitesini arttırması yönünde zorlayıcıdır ve bu da ürün adına kaliteli işler ortaya çıkmasını sağlar.

27 Ağustos 2010 Cuma

“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.” DUNNING-KRUGER SENDROMU

Zaman zaman hatta sıklıkla etrafımızdaki insanların kendilerine olan güvenini görür, ben neden böyle olamıyorum diye iç çekeriz. Bir süre daha izledikten sonra ise karşımızdakinin sadece ve sadece cehaletten kaynaklı bir kendini bilmezlik olduğunun ayırdına varırız.

Bu cehalet sayesinde kendilerine o kadar güvenirler ki, işlerinde, gündelik yaşamlarında ve sosyal çevreler içerisinde sürekli öne atılmaktan, kendilerini övmekten ve çevrelerindeki insanlara aşağılayıcı edalar içinde bulunmaktan çekinmezler. Her şeyi söyleme ve yapma hakkına sahip olduklarını düşünen bu cehalet timsalleri, ne yazık ki işinde gerçekten iyi olanların kendilerini çok yetersiz ve başarısız hissetmelerine sebep olurlar.

Ciddi anlamda başarılı, yetenekli ve mütevazi olanlarımız ise sürekli kendilerini sorgulama ve geri çekilip, değerlerinin anlaşılması için beklemeye geçme yanılgısına düşerler.

Bertrand Russel'ın bir sözü bu durumu net olarak açıklayabilmek için sanırım çok yerinde olur. “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”

Dunnig-Kruger bu konu hakkında yaptıkları çalışmaları ile 2000 yılında  Nobel kazandılar. Dunnig-Kruger Sendromu adı verilen bu çalışmanın kaba tabiri “Cahil cesareti”. İki uzmanın konu hakkında yaptıkları bir dizi test ve araştırma sonuçları aşağıdaki bulguları ortaya koymuş.


-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Bir ufak lınk de eklemek yerinde olur. http://www.nkfu.com/dunning-kruger-efekti/

24 Ağustos 2010 Salı

Ürün İçin Müşteri Mi? Müşteri İçin Ürün Mü?

Pazarın gözünde ürünün değeri üreticin onu imal ederken harcadığı çaba ve masrafla ilişkili değildir ...Ürünün değeri; müşterilerin onlara getireceğini düşündüğü faydadan gelir. Pazar sizin çabanızla ilgilenmez, o yolda katettikleriniz sizin gelişim yada iyileştirme sürecinizdir. Pazar, ürün sayesinde müşteriden gelecek olanlarla ilgilenir...

Peki müşterinin pazara getirisi ne ola ki? Daha fazla üretim doğurmak mı? Yoksa kaliteyi arttırmak mı? Kalite üretim sürecinde ise ve pazar bununla ilgilenmiyorsa bu nasıl bir tezattır ki...

“Odağında müşterinin olduğu bir dünya bu. Haliyle, imal edenden pazarlayana ve satana kadar her şey, hatta, bizzat ürünün kendisi, müşteriyi göz bebeğinin merkezine yerleştirmek zorundadır.” gibi fikirler de hakim elbette.

Kaliteyi müşterinin arttırmadığını, talepleri doğrultusunda sadece üretim sürecini etkilediğini de düşünüyorum sıklıkla. Pazar hedefi belirler ve kategorize ederek ürüne yoğunlaşır. Ürün modeli, insanların işine yarayacağı şekilde olmalıdır. ( Yiyecek, içecek, emlak yada giyim modeli oluşturan örneklerden sayılabilir.) Mükemmelliyetçilik genellikle ön plandadır ve buna bir çeşit göz boyama da diyebiliriz. Model oluşturulduktan sonra, pazarlamaya geçilir. Modeli oluşturan DÜŞÇÜ pazarlamayı da pazarlar.

Müşteri memnun oluyorsa her iki taraf da kazanıyor demektir. Piyasayı iyi okumak ve müşteriyi iyi anlamak, satışı hızlandırmak demektir.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Binlerce Deniz Yıldızı...

Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları için,” yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, “İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, “Bak, onun için çok şey değişti,” karşılığını verir'




Hayatımızın sahillerinde yürürken kim bilir kaç kez bir deniz yıldızının üzerine basıp geçtik. Kim bilir kaçının bize uzanan elini görmedik ya da bize bir umutla bakan gözlerinden gözlerimizi kaçırıp, korkudan, yalnızlıktan, çaresizlikten korkan titrek sesini duymazdan geldik...
Artık yolda yürürken ya da kalabalıklar içinde sohbet ederken, çok daha dikkatli davranıyorum. Sesini duyurmaya çalışan o kadar çok deniz yıldızı var ki çevrenizde şaşarsınız. Tüketim toplumunun bireyleriz hepimiz. Her ne kadar düzene karşı gelmeye çalışsak da, üzerimizdeki eğreti kıyafetleri kaç kez sırtımızdan çıkarıp yaksak da bir türlü düzenin parçası olmaktan kurtulamıyoruz. Sistem bizi yakalayacak zayıf noktalarımızı görebilme konusunda müthiş bir deha.

Kendimizden uzaklaşıyoruz sıklıkla. İçimizdekini görmekten, duymaktan bihaberiz. Kendini bulma yollarında yitip gidiyor pek çoğumuz. Farkındalığı artmış, kendini gerçekten bulmuş olanların da pek çoğunun gözleri kör, kulakları sağır. Elinizi uzatın azıcık. Beyninizi kullanın. Hissedin. Yaşamaktan korkmayın.

Adımlarınızı atarken bir parça daha dikkatli olun ne olur. Kurtarmaya çalıştığınız deniz yıldızının üzerine acımadan basıp geçmeyin...

20 Ağustos 2010 Cuma

DİKKAT EKONOMİSİ

Çoğu zaman gözden kaçırdıklarımıza üzülüp, dikkatsizliklerimizden dem vuruyoruz. İyi de ne bu dikkat? Nasıl bir şey ? Dikkatli olmam gerekiyor, dikkatli olacağım dediğinizde olunuyor mu? Yeniliyor mu ? İçiliyor mu? Nedir yani ne?

Thomas H. Davenport,  Attention Economy (Dikkat Ekonomisi)  adlı kitabında dikkat adı verilen kıt kaynağın kullanımına ve bir yatırıma dönüştürülmesine dair bilgiler veriyor. Kitapta dikkat yönetimi  için yapılan tanım oldukça ilgi çekici. Deniyor ki “ Günümüz iş dünyasının yeni bilimi “.

Dikkatin üç ana bileşeni bulunuyormuş. Çekicilik, programlanmış yapılacak işler ve mecburiyet. (Dikkat çekici, kararlaştırılmış imgeler ve yaşam güdüsü) Bakalım; anladığım kadarıyla anlatmaya çalışayım.

Dikkat bilinçli bir davranışmış aslında. Ve bu bileşenler de olumlu ve olumsuz bileşenler olarak kendi içlerinde de çeşitleniyor. Bu üç ana bileşen aynı anda bir arada bulunabiliyor ancak olumlu ve olumsuzlar aynı anda bir arada bulunamıyorlar.

Şimdi gelelim bileşenlerin olumlu ve olumsuz hallerine...

Çekicilik / İticilik ( Cazibeye dayalı dikkate karşılık, hoşlanmama temelli dikkat )
Zihin önü / Zihin Arkası ( Bellek önünde ayrılan dikkate karşılık, bellek arkasında ayrılan dikkat )
Gönüllülük / Zorunluluk ( Gönüllü ayrılan dikkate karşılık, zorunlu ayrılan dikkat )

Burada zihin arkası olarak belirtilen tanımlama, ihtiyaç anında ortaya çıkan dikkat bileşenlerini ifade ederken; zihin önü olarak belirtilen tanımlama ise, o an yaptığımız şeyler karşısında gösterdiğiniz davranışı ifade ediyor.

Yani; araba kullanmak ya da bisiklete binmek zihin arkası bir dikkat gerektirirken, her hangi bir sosyal ağda bulunduğunuz paylaşım zihin önü dikkate bağlıdır. Araba kullanmak ya da bisiklete binmek zihin arkası ve zorunluluk bileşenlerini içerirken, sosyal bir ağda paylaşımda bulunmak çekicilik, zihin önü ve gönüllülük bileşenlerinin üçünü birden içerir.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümünde Araş. Gör. Olan Süreyya Çankırı'nın  tk.kutuphaneci.org.tr/index.php/tk/article/download/2192/4242 bağlantısında biraz daha detay bulabilirsiniz kitap içeriği hakkında.



19 Ağustos 2010 Perşembe

ELMA

Ne sen benim istediğim kişi olmak için buradasın, ne de ben senin istediğin kişiye dönüşeceğim. Her ikimiz de oldugumuz gibi kabul edilmek istiyoruz...